Sanatçı, bireyin iç dünyasında süregelen konuşmaları görünür kılar. Ruh, beden ve bilinçaltı arasında sürekli yer değiştiren hâlleri tek bir yüzeyde buluşturur.
Bu işler, ilk bakışta anlaşılmak için var olmaz. Algıyı kaydırır, bakışı yorar, izleyicinin dengesini bozar. Çünkü insanın iç dünyası da, ruhu ve bedeni gibi tek katmanlı ve net değildir.
"Çalışmalarımda insan yüzü bir portre değil, bir aynadır."
Bedenin taşıdığı izler, ruh hâllerinin yansımaları ve bilinçaltında bastırılmış duygular üst üste gelerek yeni bir anlatı oluşturur. Geçmişte karşılaşılan insanlar, yaşanmışlıklar ve unutulduğu sanılan anlar bedenin mimiklerinde, bakışlarda ve yüzeylerde iz bırakır. Ruh bunları taşır, beden gösterir, bilinçaltı ise saklar.
Bu, gerçeği bozma çabası değildir. Gerçeğin aynı anda birden fazla katmanda var olabileceğini kabul etmektir. Mutluluk, umut, mutsuzluk ve umutsuzluk aynı bedende, aynı ruh hâlinde birlikte bulunabilir. Kullandığım “illüzyon” tekniği, bu katmanlı hâlin bir yansımasıdır.
Tüller, yüzeyler ve imgeler farklı katmanlarda birleşir. Göz neye baktığını tam olarak seçemez; beden hisseder, bilinç durur, ruh devreye girer. Bu baş dönmesi tesadüf değildir. İzleyiciyi kendi iç katmanlarıyla yüzleşmeye davet eder.
Bu işler bir şeyi anlatmaz. İzleyicinin kendi özünden, ruhundan ve bilinçaltından parçalar bulmasına alan açar. Her bakış, her ruh hâli, her beden algısı tabloda başka bir yansımaya dönüşür. Çünkü bu çalışmalar şunu savunur:
Sanat, anlaşılmak için değil, ruhla temas etmek için vardır.